Ana içeriğe atla

GDO YÖNETMELİĞİ

GDO YÖNETMELİĞİ ÇIKTI
Gen kaynaklarımız tehlilkede; gıdalarımız daha güvensiz!
Dünyada gen transferleriyle üretilen GDO'lü tarımsal ürünlerin yaygınlaşması ile birlikte tüm ülkeler bu ürünlere karşı çeşitli önlemler ve uygulamalar hayata geçirdiler. Bazı ülkeler bu ürünlerin insana ve doğal flora ve faunaya verdiği zararı önemseyerek yasaklarken bazıları da sınırlı serbestlik yolunu seçti. Ancak başta ABD olmak üzere Çin, Brezilya, Hindistan, Arjantin, İspanya, Meksika'nın da içinde olduğu Otuzu aşkın ülke GDO'lu ürünleri serbest bırakmış durumda.
Ülkemizde hükümetler ise bu GDO konusunda 1998'den beri beri bir “Biyogüvenlik Yasası” için tasarı hazırlamalarına karşın; bu ürünlerin ülkemize girişlerine sessizce onay verdiler. Öte yandan da GDO'lu ürünlerin ülkemizde yasak olduğunu açıklamaktan geri kalmadılar.
GDO'lu ürünlerin Doğal ortama, insan sağlığına ve gen kaynaklarıne olumsuz etkileri bilim insanları ve araştırmacılarca ortaya konulup gerekli uyarıların yapılmış olmasına rağmen ABD'nin baskısı, Uluslararası tekellerin isteği ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) dayatmasıyla pekçok ülke GDO'lu ürünlere teslim olmuş durumdadır.
Mevcut hükümetimiz de bu çerçevede 26 Ekim 2009'da çıkardığı “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı İşlenmesi İhracatı Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”le ülkemiz doğasını, insanını GDO'ların yıkımına açmıştır.
GDO yönetmeliği daha başında “hayvan sağlığı ve refahı”ndan bahsederek başlamış söze (herhalde dil sürçmesidir ya da “yasayı çıkarmak daha zor olacak(!) bunu yönetmeliğe çevirelim” telaşından böyle olmuş da olabilir). Bu “sürçü lisan” insan refahının gözetilmediğinin itirafı gibi.
Yönetmelik GDO'lu ürünlerin zararlarını mahçup bir tarzda kabul ediyor. 5. Madde (2) bendinde ithal edilen, üretilen ve dağıtımı yapılan GDO'lu ürünün zararının ortaya çıkması durumunda işletmecinin bu zararı bakanlığa bildireceğini ve gerekli önlemleri alacağını öngörüyor. Buna göre; GDO'lu firma üretimi yapacak herhangi bir olumsuzluk çıkarsa(!) bu firmada insaflıysa ürünü çekecek ve tüketicileri bilgilendirecek... Bana inandırıcı gelmedi! Ya size..! GDO ile ilgili zararların telafisi nasıl olacak? Yok olan bir gen zenginliğini nasıl geri getirebileceksiniz?
Yönetmelik hukukta delillerin karatılması olarak tanımlanacak bir hüküm içeriyor. Yine 5. Madde (8). bendinde doğal ürünlerin GDO'suz olduğuna dair bir etiket taşıyamayacağı belirtiliyor. Tüketeceğimiz bütün ürünlerin GDO'lu olabileceği ve Binde 9'un altındaki GDO katkısını da GDO'lu olarak adlandırılmayacağı hükmüyle birleşince de tüm gıdaların GDO'lu olması olasılığı giderek yükselmektedir. DİKKAT! Her gıda GDO'lu olabilir!
GDO yönetmeliği ithal edilecek bir ürün için geldiği ülkede 3 yıl önce tescil edilmiş ve dağıtım ve kullanım için gerekli izinlerin verilmiş olmasını yeterli buluyor. Bunun yanısıra Bu ürünlerde ortaya çıkacak yeni riskler için Üretici ve ithalatçı firmanın gerekli önlemleri alacağını ve uyarılarda bulunacağını şart olarak belirtiyor.
Görünen o ki, GDO yönetmeliği; Dünyadaki sayılı gen kaynaklarının ikisinin bulunduğu ülkemiz gen zenginliğini tehdit edecek argümanlar içeriyor. Ayrıca beyaz zehir olarak adlandırılan ve obezitenin kaynağı olan nişasta bazlı yapay tadlandırıcılarla birlikte ülkemizde doğal ve sağlıklı besine ulaşım giderek zorlaşacaktır. Buna bir de Şeker Pancarı üretiminin sınırlandırılması ve Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sürecini de eklediğimizde durum daha da tehlikeli hal alıyor.
Bir kıta florası özelliği gösteren Anadolu florasının korunması gerekiyor. Bu zenginliği tehdit eden en büyük tehlike: GDO “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı İşlenmesi İhracatı Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”tir.
GDO yönetmeliğinin iptal edilerek tarımın anavatanı olan bu toprakları GDO tehlikesinden koruyacak “Biyogüvenlik Yasası”nın GDO'lu ürünleri yasaklayan bir düzenlemeyle çıkması gerekmektedir. Bunu hükümetin yapacağını düşünmek hayalcilik olur. Başta üreticiler olmak üzere sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri emperyalist talanın bir biçimi olan GDO tehlikesine karşı gereken yanıtı verecektir. Aksi takdirde çocuklarımızın geleçeği tehlikeye düşecektir.
GDO Yönetmeliğiyle; gen kaynaklarımız tehlilkede; gıdalarımız daha güvensiz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NOHUT ve FASULYEDE YÜKSEK FİYAT

NOHUT VE KURU FASULYE FİYATLARINDA SUÇLU ÜRETİCİ Mİ?
Kurufasulye ve nohut fiyatları yükseliyor. İşte songünlerin birkaç haberi: -Nohut fiyatı %50 arttı. -Kuru fasulyenin fiyatı 16 Lirayı buldu! -Fasulye nohutta fiyat artışları vatandaşın cebini yakıyor. Nohut ve kurufasulyen fiyatta  et ile yarışıyor. Yıllar önce kuru fasulyenin üretimi 400-500 bin tondan bugün 150-200 bin tonlara geriledi.Kurufasulye ve nohuttaki fiyat yükselişine karşı hükümetin çözümü ithalat yapmak… İthalat nohut ve kurufasulyedeki fiyat yükselişini durdurulabilir mi? Nohut ve Kurufasulye üretiminin ülke gereksinimini karşılayamaması, iç tüketimi karşılamak için ithalata başvurulması bir çözüm olamıyor. Yükselen fiyatı dengelemek için başvurulan “daha fazla ithalat” önlemi Dolar’ın yüksek olası ve üretici ülkelerdeki sorunlar nedeniyle kısır döngüye neden oluyor. “İthal ederim, fiyatı düşürürüm” düşüncesi geçerli değil.
Ülkemiz tarım potansiyeli olarak bulunması gereken düzeyden çok daha gerilerdedir. Kendine yeten kon…

TARIMDAKİ FİYAT OLUŞUMU

TARIMDAKİ FİYAT OLUŞUMU ÜRETİCİYİ YOK EDİYOR Ekonomide fiyatı arz-talep dengesi belirler denir. Tekel çağında fiyatı tekel belirler.
Arz - talep dengesi dediğiniz denge üreticinin aleyhine işliyor. Türkiye, fındıkta dünya üretiminin yüzde 75'ine sahip olmasına rağmen fındık fiyat politikaları, üretici olmayan Almanya'daki Dünya Fındık Borsası'nda belirleniyor. Yani arz-talep dengesi serbest rekabete dayalı olarak belirlenmiyor. Uluslararası tekeller kendi çıkarları doğrultusunda belirleyip uyguluyor. Bu tekeller hem kendi ürünlerinin fiyatını belirliyor hem de üreticiden alacağı malın (ÜRÜNÜN) fiyatını belirliyor. Yani borsanın belirlediği fiyat tekel fiyatıdır. Üreticinin bu fiyatı belirlenmesinde en ufak bir etkisi yoktur. Ve de talepleri dikkate alınmamaktadır.
Gelelim tarımsal üretimdeki fiyatlara!
Bu alanda fiyatlar tüccar tarafından belirlenir. Bütün tarım ürünlerinde bu böyledir. Ayçiçeği hasat döneminde ayçiçek yağı birden ucuzlayıverir! Neden olduğunu anlayamayız. …

MADEN ATIK BARAJLARI VE ÇEVRE

Yağmur Yağmasın Siyanür Akmasın!
Kemal KURTUL Ziraat Mühendisi 11.05.2011

Ülkemizde 50-100 milyon metreküp zehirli maden atığı olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktardaki bir atığın herhangi bir şekilde çevreye akmasıyla oluşacak yıkım da devasa olacaktır. Çevreye zararı olmadığı belirtilen Kütahya’daki atık su barajındaki bendin yıkılmaması için neredeyse “yağmur yağmasın” duasına çıkacağız.
Kütahya Gümüşhacıköy yakınlarındaki Eti Gümüş AŞ’ye ait maden işletmesine ait olan siyanürlü atık depolama barajının bentlerinden biri kısmen yıkıldı. Üç kademeli olan barajda zehirli atıklar son sete binerek bu sette sızıntı meydana getirmeye başladı. Yöre halkının anlatımları ve Çevre Mühendisleri Odasının incelemelerine göre barajdaki sızıntılar tarlalara kadar ulaşmıştır. Ve bendin her an yıkılması tehlikesi mevcuttur. Yetkililere göre herhangi bir tehlike yoksa da; bu bölgede su içmek dahi yasaklanmalıdır. Çünkü her an siyanür zehirlenmesi yaşanabilir. Litrede 8 mg siyanür 60 kg’lık bir insanı…