TARIM, YANLIŞ TARIM POLİTİKALARININ KURBANI MI?
Ülkemizde tarımda yaşanan çöküş, gerçekten "yanlış Tarım Politikaları"nın bir sonucu mu? Ya da adım adım uygulanan bir çökertme planının bir sonucu mudur?
Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan Marshall Planı (1948-1951) ve ardından Türkiye'nin NATO'ya girişi (1952) ile başlayan gizli ve açık anlaşma ve uygulamalar ekonomik bağımlılığı arttırırken tarımda da çöküşün fitilini ateşlemiştir. Özellikle Demirel Hükümeti'nin 1980 24 Ocak kararları tarımdaki çöküşün eşiği olduğunu söyleyebiliriz.
24 Ocak 1980 kararları ile İMF’ye; başta hutubat, pamuk, şeker pancarı ve tütünde tarımda desteklemelerin önce azaltılacağı, süreç içinde tamamen kaldırılacağı taahhüdü verilmiştir. Bu kararla tarımda emperyalist ekonomi ile tam entegrasyona yönelik önemli bir aşama katedildi. "NEO LİBERAL" ekonomi politika temel alınarak, ülkemiz tarımının yıkımına giden yol açılmıştır.
1984’te ÖZAL HÜKÜMETİ SİGARA ithalatını başlatmış, 1986 ise tütünde TEKEL’i kaldırılmıştır. Bu dönemde yine tarımsal ithalat serbest bırakılmış; ülke üreticisi uluslarararı tekellerin yıkıcı uygulamalarına maruz bırakılmıştır.
Tarımın yok edilmesi süreci 4 Nisan 1994 kararlarıyla İMF’ye verilen taahhütlerle bir kez daha teyit edilmiştir: “Başta hububat, pamuk, şeker pancarı ve tütün olmak üzere tarımda destekler önce azaltılacak sonrasında ise tamamen kaldırılacaktır.” Ek olarak; yeni ürünlerin desteklenmeyeceği ve yeni tarım alanı açılmayacağı güvencesi de verilmiştir.
Gelelim 1999-2002 yılları arasında Dünya Bankası önerisi olan “Doğrudan Gelir Desteği” ile ülke çiftçisine; tarlasını eksin ya da ekmesin verilen destekler; üretimsizliği teşvik etmiştir. Başta(1999'da) 4,2 milyar Dolar olan destek,2002’de 1,2 milyar dolara gerilemiştir. Daha sonraki DÜNYA BANKASI (DB) raporlarında ortaya konan gerçek ise: Tarımdan çekilen 3 milyar Dolar ülke ekonomisine 6 milyar Dolar ZARAR olarak yansımıştır.
2001 Kriziyle Kemal Derviş Yasaları hayatımıza girmiş; Nişasta Bazlı veya Yüksek Fruktozlu Şekere izin verilerek Şeker Pancarını bitirecek olan kapı aralanmış, Şeker Pancarı üretimine sınırlama yoluna girilmiştir. PANCARA KOTA başlamıştır.
2000 yılında ise 35 Et Balık Kurumu kombinasından 28’i özelleştirilmiştir. Bu kombinaların 27’si Doğu ve Güneydoğudadır. Yani hayvancılığımızın merkezi en büyük darbeyi almış, hayvancılığın önü kesilmiştir.
2006 yılına geldiğimizde 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu çıkartıldı. Bu yasa marifetiyle üreticinin elindeki tohumun komşusuna satışı yasaklandı. Bu yasağı ihlal edenlere 10 BİNLERLE ifade edilen idari para CEZALARI getirildi.
Gelinen noktada tarımın ata toprağı olan ANADOLU’da ülkemizin biyozenginliği üreticiye yasaklanmış, üreticinin elindeki tohum alınarak bir avuç uluslararası tekellerin yağmasına teslim edilmiştir.
Ülkemiz üreticisi uluslararası tohum, zirai ilaç, gübre ve GDO tekellerinin karşısında yokolma sürecine girerek üretim yapamayacak noktaya getirilmiştir.
Hükümetler eliyle uygulanan politikalar: tarımın yokoluş-çöküş sürecine girdiğini gösteriyor.
Kısacası ülkemizde YANLIŞ TARIM POLİTİKASI yok; İMF, DÜNYA BANKASI ve uluslararası TEKELLERİN ÇIKARINI GÖZETEN HÜKÜMETLERİN POLİTİKALARI var.
ÇÖZÜM MÜ? TARTIŞACAĞIZ
Kemal KURTUL - Zir. Müh.

Yorumlar
Yorum Gönder